Sayfalar

4 Mart 2017 Cumartesi

Ahmet Paşa (1426?-1497)

divan şairi

Osmanlı Devleti’nin başkenti olan ve zamanın önemli kültür sanat merkezlerinden biri konumunda bulunan Edirne’de tahsil gördü. Şiirlerinden iyi bir medrese eğitimi aldığı, Arapça ve Farsçanın yanında devrin geçerli ilimlerini öğrendiği anlaşılmaktadır. Öğrenimini tamamladıktan sonra babasının da yardımıyla Bursa’da Murâdiye Medresesi’nde müderris olarak ilk görevine başladı. Daha sonra 855/1451-52 yılında Edirne’ye kadı tayin edildi. Ahmed Paşa, Fâtih Sultân Mehmed (1451-1481) tahta geçtiğinde yazdığı şiirlerle onun dikkatini çekerek beğenisini kazandı. Fâtih, onu önce kazasker, sonra da kendine musahip (sohbet arkadaşı) ve hoca tayin etti. Arkasından da payelerin en yükseği olan vezirlik rütbesini verdi.


Sultân II. Bâyezîd tahta çıkınca Ahmed Paşa buna tarih düşürmüş ve yeni padişaha birçok kaside yazarak onun da iltifatını kazanmıştır. II. Bâyezîd, şairi Bursa sancakbeyliğine tayin etmiş ve Ahmed Paşa, ömrünün sonuna kadar bu görevde kalmıştır.


Ahmed Paşa, Bursa’da bir yandan yöneticilik yaparken diğer taraftan edebi sohbetler tertip etmiş, devrin şair ve yazarlarını bir araya getirip kabiliyetli şairlerle ilgilenerek onların yetişmesini sağlamıştır.


Ahmed Paşa’nın, Sultân II. Bâyezîd devrinden önce Anadolu’da “Sultânü’ş-Şu’arâ” (şairler sultanı) unvanıyla büyük bir şair olarak tanınmıştır.


Ahmed Paşa, çok sayıda genç şairin yetişmesine öncülük etmesi, nazire yazması ve özellikle tarih düşürmesiyle meşhurdur. Tarih düşürmede diğer şairlere öncülük etmiştir. Nef’î’ye kadar kaside sahasında üstat kabul edilen Ahmed Paşa, gazelde de Osmanlı edebiyatının usta şairlerinden biridir.

Çoğunlukla aşk ve tabiat güzelliğini işlemiş; din dışı gazel ve murabbalarıyla tanınmıştır. Dini ve tasavvufi konulara rağbet göstermemiştir.

Çok sayıda nazire söylemiştir. "Kerem Kasidesi" Şeyhi'ye, "Güneş Kasidesi" Atai'ye, "Gönül" redifli murabbası Melihi'ye naziredir. 

Tarih düşürmeyi gelenek haline getirmiştir.

Divan şairi Ahmet Paşa'nın tek eseri, şiirlerini topladığı Dîvân’ıdır.


Güneş Kasîdesi’nden
Taht urup tâk-ı felekde husrev-i hâver güneş
Geydi nârencî kabâ urundı nûr efser güneş

Mesned-i sultân-ı subh oldı serîr-i âsumân
Saçdı pîrûze tabaklardan zer ü gevher güneş

Kufl açup dürc-i zebercedden cevâhir dökdi kim
Hâk küncin eyleye gencîne-i cevher güneş

Kulzüm-i Hindün batırmağa gümiş zevrakların
Bâd-bân-ı nûr ile donatdı fülk-i zer güneş

Gûyiyâ Nûşin-revân-ı subhdur kim adl içün
Lâciverdî kubbeye zencîr-i zer asar güneş


Kerem Kasîdesi’nden
Muhît-i keremün katresi ummân-ı kerem
Bâğ-ı cûd ebr-i kefünden dolu bârân-ı kerem

Matla’-ı subh-ı zafer mihr-i zekâ ebr-i hayâ
Felek-i izz ü a’lâ dâver-i devrân-ı kerem

Tâc-bahş-ı ser-i sultân-ı selâtîn-i cihân
Zînet-i taht ü nigîn Hazret-i Sultân-ı kerem

ZıII-ı Hak Şâh Muhammed ki eşiği göğünün
Kem-terîn ılduzı olur meh-i tâbân-ı kerem

Ayağı toprağıdır cevher-i iksîr-i hayât
Âsitânı tozıdur sürme-i a’yân-ı kerem



Gazel
Ser-nâme-i mahabbetı cânâna yazmışım
Hasret risâlesin varak-ı cânâ yazmışım

Nâlişlerini derd ile bî-çâre bülbülün
Bâd-ı sabâ eliyle gülistâna yazmışım

Zülfün hikâyesini gönülde misâl edip
Gam kıssasını levh-ı perîşâna yazmışım

Resm etmişim gözümde hayâlini gûyiyâ
Nakş-ı nigârı sagar-ı mercâna yazmışım

Tâb-ı ruhunla sûzunu yazarken Ahmed’in
Şevkinden odlara düşüben yana yazmışım



Kaynaklar

LYS Edebiyat, Limit Yayınları
http://www.turkedebiyatiisimlersozlugu.com/index.php?sayfa=detay&detay=4615


Devamını oku...

3 Mart 2017 Cuma

Şeyhi (?-1431?)

Divan şairi

  • Asıl adı Yûsuf Sinâneddîn’dir.
  • 15. yüzyıl Türk edebiyatının önde gelen şahsiyetlerindendir.
  • Kütahya'da dünyaya gelmiştir.
  • Germiyanoğulları Beyliği'nin kültür çevresinde yetişmiş bir divan şairidir.
  • Ahmedî, Ahmed-i Da’î gibi devrinin âlim şairlerinden eğitim aldıktan sonra İran'a gidip tıp, tasavvuf ve edebiyat öğrenmiştir.
  • Göz hekimliği konusunda uzmanlaşmıştır.
  • Şeyhî, tasavvufu şiirlerinde bütün yönleriyle kullanmaya çalışan bir şairdir. Fakat Şeyhî’yi mutasavvıf bir şair olarak değerlendirmek mümkün değildir. Nitekim şairin şiirlerinde tasavvuf sadece şiiri kuvvetlendiren bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.


Yapıtları

1. Dîvân

2. Harnâme: Türk mizah edebiyatının ilk şaheserlerinden olan Harnâme 126 beyitlik küçük bir mesnevîdir. Türk edebiyatındaki ilk fabl örneğidir. Aruz vezninin fe’ilâtün mefâ’ilün fe’ilün kalıbıyla yazılmıştır. Manzume, yük taşımaktan bıkmış bir eşeğin semiz öküzlere özenmesi sonucu kulağını ve kuyruğunu kaybetmesini ironik bir dille anlatmaktadır. 

Şeyhi

Harnâme’nin yazılış sebebi ile ilgili çeşitli rivayetler ortaya atılmaktadır. Bunlara temel teşkil edeni Şeyhî’nin, Karaman Seferi sırasında Çelebi Mehmed’in gözünü tedavi etmesi sonucu kendisine Tokuzlu köyünün tımar olarak verilmesi ve bu köye giderken köy girişinde eski tımar sahipleri tarafından dövülmesidir. Halini padişaha arz etmek isteyen şair de bu manzumeyi kaleme almıştır. Diğer bir rivayete göre de II. Murâd Şeyhî'yi vezirlik makamına getirmek ister. Ancak Şeyhî'yi çekemeyen rakipleri onun, Nizâmî'nin Penc-genc'i gibi bir hamse yazabilirse bu makamın ona verilmesinin doğru olacağı konusunda padişahı ikna ederler. Bunun üzerine Şeyhî Hüsrev ü Şîrîn'i tercüme etmeye başlar. Çevirdiği 1000 beyti II. Murâd'a sunar. Padişah bu tercümeyi çok beğenerek Şeyhî'ye pek çok ihsanlarda bulunur. Şeyhî aldığı bu ihsanlarla memleketine giderken yolda haramiler tarafından soyulur, ellerinden canını zor kurtarır. Bu olay üzerine de Harnâme'yi yazar.

3. Hüsrev ü Şîrîn: Şeyhî’nin asıl ününü sağlayan eseridir. Araştırmacılara göre Türk edebiyatında yazılan Hüsrev ü Şîrîn mesnevîlerinin en başarılısı budur. II. Murâd’a sunulan eserin yazılış macerasıyla ilgili olarak Sehî Tezkiresi’nde kaydedilen şu olay ilginçtir: Şeyhî’yi çok takdir eden II. Murâd onu vezir yapmak ister. Şairi çekemeyen rakipleri, Şeyhî’nin şairlikteki kudretini göstermesi için Nizâmî’nin hamsesi gibi bir eser vücuda getirmesini istemesi konusunda padişahı ikna ederler. Sultan II. Murâd da Şeyhî’yi imtihan etmek için Nizâmî’nin eserini ona verir. Şeyhî de içinden Hüsrev ü Şîrîn’i seçerek tercümeye başlar. 1000 beyit kadar tercüme ettikten sonra padişaha sunar. Padişah da Şeyhî’nin yaptığı tercümeyi çok beğenerek ona sayısız ihsanlarda bulunur. Kaynakların verdiği bilgi bu olmakla birlikte, Arapça ve Farsça eserlerin Türkçeye kazandırılması konusunda bilinçli bir politika izleyen II. Murâd, şark edebiyatlarının bu önemli mesnevîsini de Türkçeye kazandırmak istemiş, Sehî Bey de onun talebini ilginç bir anekdotla anlatmak ihtiyacını duymuş olmalıdır. Şeyhî, bir tercüme olarak başladığı çalışmaya, yaptığı ilave ve değişikliklerle telif eser niteliği kazandırmıştır. Şeyhî, kelime kelime değil, mealen tercümeyi tercih etmiştir. Nitekim bazen Nizâmî’nin bir beytini 2-3 beyitle, bazen de 4-5 beyitle anlattığını tek beyitle anlatmıştır.

Hüsrev ü Şîrîn, aruzun mefâ’îlün mefâ’îlün fe’ûlün vezniyle yazılmıştır. 6944 beyitten oluşan bir mesnevidir.

Şeyhî, Hüsrev ü Şîrîn’i tamamlayamadan hayata veda etmiştir. Metin, 16. yüzyılda Rûmî adında bir şair tarafından tamamlanmıştır. Şeyhî’nin yeğeni Cemâlî de Hüsrev ü Şîrîn’e 109 beyitlik bir zeyl yazmıştır.



Kasîde-i Kerem (Kerem Kasidesi)
Hürrem erdi bu kerâmetli gün ey kân-ı kerem
Îş ü zevk it ki fedâdır yolına cân-ı kerem

Kutlı dem bahtlı sâ’atdür ü ferhûnde zâmân
Ki yine kullara teşrîf idiser hân-ı kerem

Câm-ı zer tutdugı îd ayı gibi devr-i felek
Ya’ni kim mevsîm-işretdür ü devrân-ı kerem

Kerem ehlin bu gice seyr cihânında görüp
Soraram bunlara kim n’oldı sehâ kanı kerem

Didiler gel berü tâlib-i iksîr-i hayât
Gözle sol işigi kim topragıdur kân-ı kerem

Dergeh-i şâh-ı atâ-pîşe vü hayr-endîşe
Germiyân memleketi mâliki sultân-ı kerem

Açılur ni’meti yagmurı ile gülşen-i cûd
Bezenir kâmet-i servî ile bûstân-ı kerem

Pâsbân saltanatı kasrına keyvân-ı felek
Sâyebân devleti dergâhına eyvân-ı kerem

Keremi ehline kısmet idicek Rabb-i kerîm
Gör kerâmet ki kirâm içre sever anı kerem

Ey ki fazlın güheri mâye-i ummân-ı atâ
V’ey ki feyzin eseri dâne-i nîsân-ı kerem

Şeref-i nefsin ile fahr ider evkât-ı şerîf
Kerem-i zâtın ile hoş geçer evân-ı kerem

Keffesinde dü-cihân ni’metini az görür
Himmetin çünki eline ala mîzân-ı kerem

Ne aceb ger yüz ura Hızr u Sikender kapına
K’işiginden akar uş çeşme-i hayvân-ı kerem

Gerçi Fir’avn ola düşmenleri kahr itmek içün
Yed-i beyzâdur elün hüccet ü bürhân-ı kerem

Ne aceb ger Karaman bulmasa âlemde âmân
Çünkü yâr itdi sana devlet-i Osmân-ı Kerem

Boşalur kâse-i bahr u tükenür kîse-i kân
Bulımaz ni’met-i bî-haddini pâyân-ı kerem

Çok işige yüz urur ille ki mahrûm döner
Yine kapunda bulur hürmeti mihmân-ı kerem

Lutf çevgânıyla tapun urusardur top
Çünki merdân-ı mürüvvet tuta meydân-ı kerem

Şükr kıl fakrun ile itme şikâyet Şeyhî
Derdüne şâh-ı kerîm eyleye dermân-ı kerem

İller içre ne kadar k’anıla insâf u sehâ
Diller içre nice kim şen ola destân-ı kerem

Başlana adun ile nâme-i dîbâce-i cûd
Yazıla vaslun ile defter ü dîvân-ı kerem

Dâyim ola tapuna îd-i safâ vakt-ı sa’îd
İşigünden virile âb-ı sehâ nân-ı kerem




Gazel
Çün saçdı gönlümün kuşuna dâne benlerün
Öldürmesin tutup ki girer kana benlerün

Ayyâr u fitne bekçi iken bâg-ı hüsnüne
Çâbük degil mi girdi gülistâna benlerün

Şol lebleründeki meges-i anberîn midür
Yâ tûtî mi ki buldı şeker-hâne benlerün

Hattın muhakkak olmagiçün noktalar yazar
Her dem gubâr-ı müşk ile reyhâna benlerün

Bir baydak oynamakda kılar ruh yüzünde mât
Biz kullarını hükm ile şâhâne benlerün

Cennet çemenlerinde saçılmış benefşe mi
Yâ lâle vü gül üzre siyeh dâne benlerün

Haddin oda yakar cigeri bigi Şeyhî’nün
Anber tütüzdügi ne aceb câna benlerün




Kaynak: http://www.turkedebiyatiisimlersozlugu.com/index.php?sayfa=detay&detay=3622

Devamını oku...

2 Mart 2017 Perşembe

Ali Şir Nevai (Herat,1441-1501)


  • Çağatay edebiyatının ünlü şairidir.
  • Yakın dostu, şair ve Timur Devleti hükumdarı Hüseyin Baykara'nın sarayında yer almış ve çeşitli devlet görevlerinde bulunmuştur.
  • Çağatay Türkçesi onun sayesinde büyük bir edebiyat dili haline gelmiştir. Bundan dolayı Çağatay Türkçesinden/Doğu Türkçesinden "Nevai Dili" diye bahsedilir.
  • Ali Şir Nevai bilinçli bir dilcidir. Türkçenin Farsçadan üstün olduğuna inanmış, bunu ispatlamak için Muhakemetü'l-Lugateyn (İki Dilin Karşılaştırması) adlı eserini yazmıştır.
  • Türk edebiyatında ilk şairler tezkiresi olan Mecalisü'n-Nefais'i yazmıştır.
  • Türk edebiyatındaki ilk hamseyi (beş mesnevi) yazmıştır.




Yapıtları


Dîvânları: Bedâyi’u’l-Bidâye, Nevâdirü’n-Nihâye, Garâibü’s-Sıgar, Nevâdirü’ş-Şebâb, Bedâyi’u’l-Vasat, Fevâidü’l-Kiber, Hazâinü’l-Me’ânî (Türkçe divanlarının genel adı), Farsça Dîvân



Hamsesi: Hayretü’l-Ebrâr, Ferhâd u Şîrîn, Leylâ vü Mecnûn, Seb’a-i Seyyâre, Sedd-i İskenderî


Alî Şîr Nevâî’nin Lisânü’t-Tayr’ı hamse dışında kalan mesnevîlerindendir. 3598 beyitten oluşan mesnevînin konusu, Attâr’ın Mantıku’t-Tayr’ından alınmakla birlikte birçok değişiklik ve ilâve yapılmıştır. Nevâî, 904/1498-99 yılında aruzun “fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün” kalıbıyla kaleme aldığı Lisânü’t-Tayr’da Farsça şiirlerindeki Fânî mahlasını kullanmıştır.



Tezkireleri


Mecâlisü’n-Nefâis: İlk Türkçe tezkiredir. Bir ön söz ve sekiz tabakadan oluşmaktadır. Eserin her tabakasına meclis ismi verilmiştir.

Nesâyimü’l-Mahabbe min Şemâyimi’l-Fütüvve



Dil ve Edebiyat Eserleri


Risâle-i Mu’ammâ


Muhâkemetü’l-Lugateyn: Nevâî’nin dil alanındaki millî şuurunu sergileyen önemli bir eserdir. Türkçenin ifade kuvvetini ve Farsçadan üstünlüğünü örneklerle ispat etmeye çalışmıştır.

Mîzânü’l-Evzân: Vezinler hakkında bilgi veren bir eserdir.


Dînî-Ahlâkî Eserleri


Münâcât: Kısa ve secili cümlelerden oluşmakta olup mensur olarak kaleme alınmıştır. Sinân Paşa’nın meşhur eseri Tazarruât gibi Allah’a yakarış konusundadır.

Çihil Hadîs: Câmî’nin aynı addaki Farsça eserinin 886/1481 tarihinde dörder mısralık kıtalar şeklinde yapılmış tercümesidir.

Sirâcü’l-Müslimîn: 1550 tarihinde manzum olarak yazılan eser, şeriatın hükümleri, Allah’ın sekiz sıfatı ve İslâm’ın esasları hakkında bir akaid kitabıdır.

Mahbûbu’l-Kulûb: Sosyal konulara değinilen ahlâk kitabı mahiyetinde önemli bir eserdir.


Nazmu’l-Cevâhîr: Nevâî’nin, Hz. Ali’ye atfedilen Nasru’l-Le’âlî’deki Arapça vecizelerin her birini rubâî formunda nazmen tercüme etmek suretiyle yazdığı bir risâledir.


Biyografik Eserleri: Hamsetü’l-Mütehayyirîn, Hâlât-ı Seyyid Hasan Erdeşîr Big, Hâlât-ı Pehlevân Muhammed


Tarih Konulu Eserleri: Târîh-i Enbiyâ vü Hükemâ, Târîh-i Mülûk-i Acem, Zübdetü’t-Tevârîh


Belgeler: Vakfiyye, Münşe’ât



Gazel

Ança kim Şîrîn ü Leylîdin sining hüsnüng füzûn
Minde hem Ferhâd u Mecnûndın füzûn ışk u cünûn

Gam imes çün hâk-i râhıdın taparmın cân ısı
Gerçi mühlik gam yüki kaddimni eyleptür nigûn

Zülfüng allında füsûnger közlering her gûşedin
Kûyi ol müşkîn yilan kaydıga eylerler füsûn

Yagdurup nâveg bozug könglüm imâret eyleding
Gûyiyâ pulpuş itip koydun ganga her yan sütûn

Leblering hecrinde giryân közlerimning kanları
Katreî ger tamsa bir deryânı eyler la’l-gûn

Vasl eyyâmıda hoş tut zerrelerni ey kuyâş
Kim bu künlerni begâyet kıska eyler çerh-i dûn

Başım üzre fürkating taşını körseng digesin
Nokta zâhir eylemiş gûyâ Nevâyî üzre nûn





Muhakemetü'l Lügateyn'den

Ana dilim üzerinde düşünmeye koyuldum: Türkçenin derinliklerinedalınca gözlerime on sekiz bin âlemden daha yüksek bir âlem göründü. Bu âlemin süsler, bezekler içinde enginleşen göğü, dokuz gökten daha üstündü. Bu erdemler, yücelikler hazinesinin incileri, yıldızlardan daha parlaktı.

Bu âlemin bahçesine daldım, gülleri güneşler gibiydi. Her yanında göz görmedik, el ayak değmedik neler neler vardı! Ama bu tılsımın yılanları pek korkunç, bu güllerin dikenleri pek yamandı. Bunları görünce düşündüm ve dedim ki: 

Demek bizim Türk ozanları bu korkulu ve üzüntülü şeylerden çekindikleri için Türkçeyi bırakıp boşlamışlar ve böyle göçüp gitmişler!.. 

Fakat ben, bu âlemden vazgeçmedim. Korkmadım, yılmadım, güçlükleri yendim, çetinliklerle savaştım; emeklerimi esirgemedim. Bu âlemin aydınlık alanlarında, ilhamımın şahlanan atını koşturdum. Sınırsız uzaylarda hayalimin hırçın
kuşunu havalandırdım.

…Türk'ün bilgisiz ve zavallı gençleri, güzel sanarak, Farsça şiir söylemeye özeniyorlar. Bir insan etraflı ve iyi düşününce, Türkçede bu kadar genişlikler, incelikler, derinlikler ve zenginlikler durup dururken bu dille şiir söylemenin ve sanat göstermenin daha kolay, daha beğenilir olacağını anlar. Türk dilinin olgunluğu ve yüksekliği bu kadar tanıklarla meydana çıkarıldı. Gerek ki bu halk arasında yetişen sanat sahipleri, sanatlarını öz dilleri dururken, özge ile meydana koyamadılar.

…Sözün doğrusu: Türkçe yazmak ellerinden gelmiyor. Eğer Türkçe şiir söyleyecek olsalar, Farsların Türkçe şiirleri gibi olacak. Yazdıklarını, seçkin bir Türkün önünde okuyamayacaklar.

…Bu sözlerden ben Türk olduğum için Türkçenin övgülerinde aşırı gittiğim, Farsça ile az ilgim olduğu için, bu dilin geriliklerini belirtmek istediğim sanılmasın. Farsçayı incelemekte hiç kimse benim kadar derinleşmemiştir.

Kaynaklar
LYS Edebiyat, Limit Yayınları
10. Sınıf Türk Edebiyatı, Palme Yayıncılık
http://www.turkedebiyatiisimlersozlugu.com/index.php?sayfa=detay&detay=6952

Devamını oku...

Hoca Mesud

Hoca Mesud


Asıl adı Mesud'dur( Mesud bin Ahmed).  Hayatı hakkında bilgiler fazla değildir. 14. yüzyılda yaşamış ve devrinde Hoca lakabıyla tanınmış bir divan şairidir. Yalın, sade ve akıcı bir dille eser veren ve Türkçeyi kullanmada üstün bir başarı gösteren Hoca Mesûd, bu özelliği ile Türk dilinin gelişimine önemli katkılarda bulunmuştur. O, yer yer vezin ve kafiye kusurlarına düşmekle birlikte klasik nazım tekniğini iyi bilen, divan edebiyatının estetik anlayışı içerisinde şiirler yazabilen bir şairdir. Yazdıklarından Farsça ve Arapçayı iyi bildiği anlaşılan şair, tercümenin yaratıcı bir sanat yeteneği gerektirdiği sırrını kavramıştır. Hoca Mesûd, zengin bir hayal gücüne, akıcı bir dile, gösterişsiz ve kişilikli bir üsluba sahip yaratıcı bir şairdir.


Yapıtları

Süheyl ü Nev Bahar: Asıl adı Kenzü’l-Bedâî’dir. 751/1350’de tamamlanmıştır. Mesnevî formunda kaleme alınmış olan Süheyl ü Nevbahâr’da esas olarak aruzun “fe’ûlün fe’ûlün fe’ûlün fe’ûl” kalıbı ancak içinde yer alan beş gazelde farklı kalıplar kullanılmıştır. Hoca Mes’ûd’un ifadesine göre 5703 beyitten oluşan eserin ilk 1000 beyti yeğeni İzzeddîn Ahmed, gerisi kendisi tarafından yazılmıştır. Yemen padişahının oğlu Süheyl ile Çin fağfurunun kızı Nevbahâr arasında geçen bir aşk hikâyesini konu edinen dinî-ahlâkî nitelikli bu didaktik mesnevîde gazellere yer verilerek anlatımda oluşabilecek tekdüzelik engellenmeye çalışılmıştır.

Ferheng-nâme-i Sa’dî: 755/1354 yılında kaleme alınan 1073 beyitlik bir mesnevîdir. On bölüm olarak tertip edilmiş eserde aruzun “fe’ûlün fe’ûlün fe’ûlün fe’ûl” vezni kullanılmıştır. Sa’dî’nin Bostân’ından seçilen şiirlerin tercümesidir. Manzume Sa’dî-i Şirâzî’den Türkçeye yapılan ilk tercüme özelliğini de taşımaktadır. Beş nüshası bilinen Ferheng-nâme-i Sa’dî’nin Alî Emîrî Efendi nüshasına dayanan neşri Kilisli Muallim Rifat ve Veled Çelebi tarafından yapılmıştır.


Süheyl ü Nev-bahâr’dan

Âmeden-i Nakkâş Be-hizmet-i Şâh-ı Yemen

Şâh okıdı nakkâşı didi bugün
Baña ölmek idi ahı key dügün

Ki oglum gidiser ü ben kaluram
Elüm ile uş cânumı aluram

Niçe kim ögütledüm işitmedi
Sözüm ana hergiz eser itmedi

Gönül aldurana ne assı ögüt
Yog işler düzene ne assı ögüt

Çü gider ben anı nice baglayam
Revâ gördi kim dün ü gün aglayam

Gerek lutf idüp sen olasın bile
Ne kim sen dir isen alasın bile

Uş ogluma yoldaş seni kıluram
Ki uslusın u key kişi bilürem

(...)



Gazel


Toldur kadehi sun elüme kıl beni serhoş
Ger agu ola yârüm adına idiven nûş

Bu od ile kim ışkı yüregüme bırahdı
Sanma ki damardagı kanum eylemeye cûş

Kirpüklerinün nâzük ohı sîneme batdı
Sınamagiçün sun elüni demreni gör uş

Yüzin göreli gitmeyiser yaş gözümden
Lâbüd güneşe kim ki baha gözi ola yoş

İy gönlüm alan âlem eger gavga dolarsa
Fikrüm evini eylemişem ışkun içün boş

Ger gice karanuda hayâlün beni ister
Koma yalınuz gelmege bir kimse bile koş

Seni göreli getdi benüm aklum ü hûşum
Her kim ki perî yüzini göre ola bî-hûş


Kaynak: http://www.turkedebiyatiisimlersozlugu.com/index.php?sayfa=detay&detay=6774

Devamını oku...

1 Mart 2017 Çarşamba

Hüseyin Rahmi Gürpınar (1864-1944)

sokağı edebiyata taşıyan yazar

  • Servet-i Fünun döneminde yaşayan sanatçı, Ahmet Mithat'ın halk için roman yazma geleneğini devam ettirmiştir.
  • Türk edebiyatında natüralizm akımının başarılı bir temsilcisidir, Emile Zola'dan etkilenmiştir. Realist özellikler de taşır.
  • Başarılı bir gözlemcidir. Romanlarında gözleme ve çevre tasvirlerine büyük önem vermiştir.
  • Türk edebiyatında sokağı edebiyata taşıyan yazar olarak da bilinir.
  • Romanlarını "toplum için sanat" anlayışıyla kaleme almıştır. Okuru eğlendirerek eğitmeyi amaçlar.
  • Romanları töre romanı özelliği taşır.
  • Romanlarında toplumsal eleştiriye çokça yer vermiştir. Bu yönüyle natüralistlerden ayrılır.
  • Eleştiriyi mizah yoluyla ortaya koyar. Bunun için de genellikle anormal tipler seçer.
  • Romanlarındaki tipler aşırı ihtiraslı, aptal, sapık, şöhret düşkünü, batıl inançlı, cahil, züppe, alafrangalık özentisi olan kişilerdir. Bu kişilerin ortak yönü gülünç olmalarıdır.
  • Sıradan insanların yaşantısını bütün gülünç yönleriyle karikatürize eder.
  • Eski ile yeni çatışması, ruh hastalıkları, yanlış batılılaşma, batıl inançlar ve aile geçimsizlikleri gibi konuları işlemiştir. Gerçeği hem iyi hem de kötü yönleriyle ele almıştır.
  • Romanlarında İstanbul'u bütün canlılığıyla anlatmıştır. İstanbul'un iç mahallelerindeki yaşantı, kişiler arasındaki konuşmayı çok iyi yansıtmıştır.
  • Eserlerini konuşma diliyle ve sade bir üslupla yazmıştır. Tasvirlerde ve olayın öykülenmesinde dili Osmanlı Türkçesine kayar. Ustaca diyalogları, canlı anlatımıyla herkesin anlayabileceği eserler vermiştir.
  • Romanları yazıldığı dönemdeki toplum yaşamını bütün canlılığıyla yansıtması açısından çok önemlidir. Öykülerinde de aynı durum söz konusudur.
  • Romanları teknik yönden başarılı değildir. Romanlarında olayın akışını keserek olayla ilgisi olmayan gereksiz bilgiler verir.
  • "Mürebbiye", "Hayattan Sayfalar", "Ben Deli miyim" adlı romanlarında "deneysel roman" yöntemini kullanmıştır.
  • "Şık", "Şıpsevdi", "Mürebbiye" adlı romanlarında yanlış Batılılaşma konusunu işlemiştir.


Yapıtları

Roman: Şık, Şıpsevdi, Mürebbiye, İffet, Metres, Tesadüf, Nimetşinas, Gulyabani, Cadı, Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Utanmaz Adam, Deli Filozof, Sevda Peşinde, Hakk'a Sığındık, Kesik Baş, Kaynanam Nasıl Kudurdu, Ben Deli Miyim?, Efsuncu Baba, İnsanlar Maymun muydu?

Öykü: Kadınlar Vaizi, Katil Buse, Gönül Ticareti, Melek Sanmıştım Şeytanı, İki Hödüğün Seyahati, Eti Senin Kemiği Benim, Tünelden İlk Çıkış, Meyhanede Hanımlar, Namusla Açlık Meselesi

Tiyatro: Kadın Erkekleşince, Hazan Bülbülü, Gülbahar Hanım, Tokuşan Kafalar



Kaynak: 10. Sınıf Türk Edebiyatı, Ekstrem Yayınları

Devamını oku...

Ahmet Rasim (1867-1932)


  • Fıkra türünün edebiyatımızdaki ilk önemli ustasıdır.
  • Roman, öykü, tarih, coğrafya, gezi, fıkra, anı, dil bilgisi gibi pek çok alanda eserler vermiştir.
  • Anı, fıkra ve makalelerinde başarılıdır. Sohbet ve fıkra türündeki yazılarında şehir yaşamını, kendi döneminin yaşantısını bütün ayrıntılarıyla anlatmıştır.
  • Hüseyin Rahmi'nin romanlarında yaptığı yaşamı anlatma işini Ahmet Rasim, fıkra ve anılarıyla başarmıştır.
  • Hüseyin Rahmi Gürpınar ile "Boşboğaz" isimli bir mizah dergisi çıkarmıştır.
  • Konuşma dilini ve İstanbul Türkçesini bütün incelikleriyle ustaca kullanmıştır. Kısa cümleli, yalın ve açık bir üslup kullanmıştır.
  • En önemli özelliği sohbet içinde yazması ve okuru daha ilk cümleden itibaren sarıp sarmalamasıdır.
  • Yaşama hep iyimser bakmış, en acı olayları bile gülümseyerek mizahi bir üslupla anlatmıştır.
  • Başarılı bir gözlemcidir. Gözlemlerini bir ressam gibi tasvir etmiştir.
  • Cep romanları adıyla yayımlanan birçok romanı vardır. Romanları teknik açıdan pek başarılı değildir.
  • Aynı zamanda altmış kadar bestesi vardır. Zekai Dede'den müzik dersleri almıştır.
  • Edebiyattaki Batılılaşmaya karşı çıkmış, Servet-i Fününcuları eleştirmiştir.
  • Hiçbir edebi topluluğa katılmamış, sanat yaşamını bağımsız olarak devam ettirmiştir.
  • "Şehir Mektupları"nda II. Abdülhamit Döneminin İstanbul'unu büyük bir gözlem yeteneği ile sade ve kıvrak bir üslupla anlatmıştır.


Yapıtları

Fıkra: Eşkâl-i Zaman, Muharrir Bu Ya, Şehir Mektupları, Gülüp Ağladıklarım, Cidd ü Mizah

Anı: Falaka, Gecelerim, Fuhş-i Atik, Muharrir-Şair-Edip

Gezi: Romanya Mektupları

Monografi: İlk Büyük Muharrirlerden Şinasi

Tarih: Resimli ve Haritalı Osmanlı Tarihi

Öykü: Güzel Eleni, Meyl-i Dil, Ülfet, İki Günahkâr

Roman: İlk Sevgi, Askeroğlu, Tecrübesiz Aşk

Sohbet: Ramazan Sohbetleri


Kaynak: 10. Sınıf Türk Edebiyatı, Ekstrem Yayıncılık

Devamını oku...

Hüseyin Cahit Yalçın (1875-1957)


  • Servet-i Fünun döneminde eleştiri yazılarıyla tanınmıştır. Servet-i Fünun'a yöneltilen eleştirilere verdiği yanıtlarla öne çıkmıştır. Eski edebiyata karşı yeniliği ve yeni edebiyatı savunan yazılar yazmıştır.
  • Gazetecilik yönü de vardır. "Tanin" gazetesini çıkarmıştır.
  • Realizm akımının etkisinde kalmıştır.
  • Romancılığa başladığında Ahmet Mithat'ın etkisindedir.
  • Hikâyeleri teknik açıdan pek başarılı değildir; ancak olayların anlatımında yazar başarılıdır.
  • Eserlerinin konularını Rumlar ve diğer azınlıklardan alan sanatçı, eserlerinde İstanbul dışına pek çıkmamıştır. Oluşturduğu tipler Batıya özenen zengin ve aydın kişilerdir. Yerli ve orta sınıf kişilerine çok az yer vermiştir.
  • "Sanat için sanat" anlayışını savunmuştur. Ona göre edebiyatın amacı sanattır; edebiyat bir araç değil, amaçtır.
  • İklimin insanlar üzerinde etkisi olduğunu, bunun da dolaylı olarak edebiyata yansıdığını ortaya koyar. Edebiyat ile coğrafya arasında bir ilişki olduğuna inanır.
  • Fransızcadan çevirdiği ve Fransız İhtilali'ni konu alan "Edebiyat ve Hukuk" adlı makalesi, Servet-i Fünun dergisinde yayımlanınca bu dergi kapanmış ve Servet-i Fünun Edebiyatı sona ermiştir.
  • Fransız ve İtalyan edebiyatından bazı roman ve öyküler çeviren sanatçı, çeşitli konulardaki bilim eserlerini "Oğlumun Kütüphanesi" başlığı altında yayımlamıştır.


Yapıtları

Roman: Nadide, Hayal İçinde
Öykü: Hayat-ı Muhayyel, Niçin Aldatırlarmış, Hayat-ı Hakikiye Sahneleri
Eleştiri: Kavgalarım
Anı: Edebi Hatıralar, Siyasi Hatıralar


Kaynak: 10. Sınıf Türk Edebiyatı, Ekstrem Yayıncılık

Devamını oku...